headerphoto


<< | 1 / 14 | Sonraki Sayfa >>

Tebdil-i Mekan


Tebdil-i Mekânda ferahlık vardır dedik, artık yeni dükkandayız...
Hepinizi bekleriz :)


www.sertalpbilal.com

turuncu balığınız yayında... :)



Sertalp Bilal

↑ Grab this Headline Animator

Sütçümüzün Adres Değişikliği


Bu yazıyı yazmak için Word’u açar açmaz burnumdan su akar gibi kan akmaya başladı. Nedenini bilmiyorum, şu an bir mendille burnumu kapatmış durumdayım. Kendi kanımı böyle cömertçe harcayınca kendimi biraz garip hissettim doğrusu. Durduk yerde böyle bir şeyin olması beni hem tedirgin etti, hem de meraklandırdı. Aslında başka şeyler yazacaktım, yazımın yolu değişti.

Bu arada unutmadan söyleyeyim kitap bastırma ile ilgili projemde birkaç değişiklik yaptım. Şimdi üzeri kapalı olan projemi sizinle belki sonra paylaşırım. Bugün İpek Abla’mın taşınma haberini aldım. Blogcu’nun belki de en hakikatli şairlerinden olan İpek Abla, (nam-ı diğer güzin apla) artık www.ikikent.info adresinde devam edecekmiş o güzel şiirlerine. Bende de buna benzer bir hazırlık var bu ara. Birkaç gün sonra ondan da haber vereceğim.

Kan diye girdik yazıya öyle devam edelim o halde. Kan, edebiyatta da çok kullanılan bir madde fark ettiğim kadarıyla. Kanımdasın, kanımı akıtsalar gibi ifadeler geldi aklıma en başta. Kan, bir meselenin veya kişinin önemini anlatmada kullanılan güçlü bir ifade. İnsan kan olmadan yaşayamaz birinci neden bu galiba. İkincisi de kanın hassaslığından olabilir. Elde tutması zor gibi. Yani küçük bir sıyrıkta bile dışarı çıkmaya çalışıyor. Kan bir ölüm anının en çok akılda kalan yanı değil midir hem? Her zaman ürkmüşümdür kandan. Geçen haftalarda sağlık merkezinde bir tüp kanımı aldıklarında bile (her ne hikmetse) üzülmüştüm.

Neyse, kandan felan bahsetmeyeceğim artık sevinebilirsiniz :)

Ramazan dolu dizgin devam ediyor efendim. Her gün buraya ılık sütümüzü bırakan İpek Abla sayesinde boyumuz da uzuyor elhamdülillah. Bu Ramazan ayı diğerlerinden bambaşka geçiyor. Ailemle birlikte, televizyon ekranından şehir isimleri yavaş yavaş kayarken sıcak bir pideye iştahla göz atmayı, annemin tadını hiçbir şeye değişmeyeceğim yemeklerini koklamayı, o manevi atmosferi birlikte yaşamayı, iftar tokluğunu üzerimden atmak için babamla birlikte teravihe gitmeyi gerçekten çok isterdim. Uzak diyarda yaşamanın en büyük eksikleri bu galiba. Ramazan ayında pek bir yalnız hissediyorum kendimi. İftar vaktinde sadece televizyonda okunan ezan sesini duyabiliyoruz. Halbuki evimde olsam, kulağımızın dibindeki hoparlörden imam inletirdi tüm siteyi. 5 senedir ailemden ayrı yaşamaya hâlâ tam olarak alışamadığımı bu sene fark ettim. Çok özlemişim Ramazan’ı evde geçirmeyi. Bu açıdan Ramazan’ın yaza doğru kaymasına sevinsem mi üzülsem mi emin değilim…

Sahurlarımız bir garip, iftarlarımız bir garip, biz bir garibiz. Derslerin de bir yandan ağırlığını yavaş yavaş (gerçi Autocad dersi sağolsun gayet hızlı hallediyor) ağırlığını hissettirmesi de insanın sinirini bozuyor. Yapacak işler birikiyor. Adam gibi çalışmak gerekiyor artık. Fazladan yatarak geçirdiğimiz her bir dakika aleyhimize yazılıyor artık. Üniversite okumanın en zor yanı bu olsa gerek. Bir anda beş altıya bölünüyorsunuz. Aklınız bir bilgisayar dersinde, bir matematikte, bir tarihte…

Bugün bir arkadaşımla birlikte Kızılay taraflarında geziyorduk. Bir PetShop (neden İngilizce bilmiyorum ama) gördük. Bahçesinde kafeslere konulmuş yavru hayvanları fark edince, benim ısrarım sonucu mağazaya yaklaştık. Minik minik çok tatlı iki tane köpecik vardı. Minicik patileri ile kaşınıyor, masum masum bize bakıyorlardı. Sonra uyuklamakta olan iki tane kedicik de gördük. Hemen yanlarında ise 3-4 tane kar beyazı tavşan birlik olmuşlar, birbirlerine sokuluyorlardı. Bir tanesi bize bakıyordu. Görmeniz gerekirdi, o nasıl bir güzelliktir aman Allah’ım. Kırmızı tatlı gözleriyle öylece bakınıyordu ya.. İçim gitti gerçekten. İlerde evim olursa böyle ne kadar hayvan varsa doldururum gibi geliyor ya, hadi hayırlısı.

Kızılay’dan sonra Kocatepe’ye çıkalım dedik, malum kitap fuarı var. Kitap fuarına katılım fena değildi açıkçası. Yürümekte zorlansak da yine de gezebildik. Bir ara İkbal Gürpınar’ın imza dağıttığını gördüm. Epey bir kalabalık olduğu için sadece uzaktan biraz baktık sonra ayrıldık. İşin açıkçası, kitap fuarının kalabalık olmasına sevindim. Ama diyorum ki içimden “bizim halkımız okumuyor, bugün aldıkları ve imzalattıkları kitaplar evlerinde süs oluyor.” Neden böyle düşünüyorum, bir dayanağı var mı bilmiyorum ama öyle hissettim. Eğer orada gördüğüm ilgi gerçekse ne mutlu bize. Kitap dostları ile bir arada olmak insanı sevindirmez mi hiç…

Burnumun kanamasının hala durmaması beni giderek sinir ediyor. Bu arada koridordan gelen seslere bakılırsa insanlar yavaş yavaş sahura kalkıyorlar. Benim de artık yatma vaktim gelmiş gibi hissettim. Bir şeyler atıştırdım şimdi sahur niyetine. Suyumu da içip yatayım artık. Size bugün çok değişik bir yazı sundum galiba. Ordan buradan karman çorman bir yazı oldu. Siz beni mazur görün, gecenin üç buçuğunda bu kadar oluyo işte :)

Hepinize kucak dolusu sevgiler, Ramazan’ın getirdiği rahmet ve bereket sizinle olsun.

Dua etmeyi unutmayın, hoşçakalın…

 

Ekleme: gördüğünüz gibi resimdeki günü de yalnış yazmışım... saatin azizliği efendim :)


sertalpbilal…


çok mu zor?


Ve okulun ikinci gününün öğle arasındayım. Ders kayıt işlerinden illallah dedik ama hallettik yine de. Toplam 20 kredilik 7 tane ders alıyorum bu sene. 6 tanesi zaten zorunlu olan dersler. Blogu takip edenlerin bildiği üzere dil almaya çalışıyordum ve sonunda İtalyanca dersi için kaydımı yaptırdım. Şu an İspanyolca alma imkânım da var ama uğraşacak takatim olmadığı için İtalyancada karar kıldık.

En yoğun günüm pazartesi olacak bu dönem. Pazartesi toplam 8 saat dersim var. Buna karşın Cuma günü sadece 2 saat dersim var. Bir kurs falan da olmadığı için hafta sonlarım da boş görünüyor. Hayırlısı ile başladık seneye, Allah yüzümüzü kara çıkarmasın.

Yaklaşık iki gündür epeyce öksürüyorum. Özellikle yatağa uzanınca öksürük nöbeti tutuyordu. Dün gece de iyice halsizleştim. Başım çatlayacak kadar ağrıyordu. Annem ve ablamın telefondaki baskıları sonucu bu sabah Sağlık Merkezi’ne gittim. Valla hiç gülecek halim yoktu fakat doktor ve hemşireler cidden çok neşeliydiler. Kan tahlili için kan alınırken bile nasıl gülümsedim kendime şaşıyorum doğrusu. Allah’a şükür bugün biraz daha iyiyim. Hatta düne göre oldukça iyiyim. Bunda biraz da psikolojik tedavimi üstlenen Hüseyin’in rolü var. Dün gece baş ağrısı ile birlikte piyangodan çıkan moral bozukluğumu tedavi etti sağ olsun. Allah herkese böyle oda arkadaşı nasip etsin :)

Neyse efendim gittik muayene olduk ki ne öğrenelim; boğazımız iltihaplanmış. İki tane ilaç yazdı doktor amca. Biri ağrı kesici zaten bunu kullanmaya gerek yok. Diğeri şurup, çocukluğumdan beri sevmem şurupları ama katlanacağız artık.

Bu akşam iftarda yalnızım galiba, Hüseyin Bey dışarı kaçacak çünkü. Neyse artık buna da alışırız. :P

Birkaç gündür normal seyreden moralimin dün gece taban yapmasının ardından yine de bu satırları yazabildiğim için kendimi şanslı saymalıyım. Bu arada fark etmişsinizdir Cbox’ı ve Plugoo eklentilerini kaldırdım. Bu site için fazla geliyordu Cbox. Zaten uğrayan eden üç beş kişi var, onun için de cbox gereksiz oluyordu. Böyle daha güzel durduğunu düşünüyorum.

(Yazının bundan sonraki kısmını derslerim bittikten sonra yazdım).

Ne istiyorum biliyor musunuz? Böyle güzel bir güneş açsa önce.. Nazlı nazlı yükselse.. Bembeyaz bulutlardan bulabildiği boşluk kadar üzerimize düşse.. Ucu bucağı görünmeyen kırlarda koşsak da koşsak. Ne kırgınlık olsa ne dargınlık. Ümitler tekrar yeşerse, hayatın güzel olduğunu damarlarımıza kadar uzanan çayımızda bir kez daha anlasak. Sohbetlerimiz tatlı tatlı olsa, çayımızın şekeri niyetine. Kimse bahsetmese de unutulsa artık siyah rengi. Saygısızlığımızdan arınsak, sevgilerimiz büyüse. İnsanlar kötü düşünmese hiçbir zaman. Kimse benim gibi isyanlar etmese bir daha. Hayallerde kalmasa istekler, gerçek olsa. Kocaman dünyalar dinlesek herkesten, herkes özlemlerini anlatsa. Kurnazlık yapanlar, kendini kurnaz zannedenler vazgeçse. İnsanların kalplerini acıtmaktan zevk alanlar dursa artık. Onlar da bizim gibi gülümsese.. keşke..

Çok mu zor?

Islak Islak...


Sürerim buluttan tarlaları,

Yağmurlar ekerim göğün göğsüne..

Güneşte demlerim senin çayını,

Yüreğimden süzer öyle veririm..


Tavsiye Ettiklerim




Tracked by Histats.com