Sütçümüzün Adres Değişikliği


Bu yazıyı yazmak için Word’u açar açmaz burnumdan su akar gibi kan akmaya başladı. Nedenini bilmiyorum, şu an bir mendille burnumu kapatmış durumdayım. Kendi kanımı böyle cömertçe harcayınca kendimi biraz garip hissettim doğrusu. Durduk yerde böyle bir şeyin olması beni hem tedirgin etti, hem de meraklandırdı. Aslında başka şeyler yazacaktım, yazımın yolu değişti.

Bu arada unutmadan söyleyeyim kitap bastırma ile ilgili projemde birkaç değişiklik yaptım. Şimdi üzeri kapalı olan projemi sizinle belki sonra paylaşırım. Bugün İpek Abla’mın taşınma haberini aldım. Blogcu’nun belki de en hakikatli şairlerinden olan İpek Abla, (nam-ı diğer güzin apla) artık www.ikikent.info adresinde devam edecekmiş o güzel şiirlerine. Bende de buna benzer bir hazırlık var bu ara. Birkaç gün sonra ondan da haber vereceğim.

Kan diye girdik yazıya öyle devam edelim o halde. Kan, edebiyatta da çok kullanılan bir madde fark ettiğim kadarıyla. Kanımdasın, kanımı akıtsalar gibi ifadeler geldi aklıma en başta. Kan, bir meselenin veya kişinin önemini anlatmada kullanılan güçlü bir ifade. İnsan kan olmadan yaşayamaz birinci neden bu galiba. İkincisi de kanın hassaslığından olabilir. Elde tutması zor gibi. Yani küçük bir sıyrıkta bile dışarı çıkmaya çalışıyor. Kan bir ölüm anının en çok akılda kalan yanı değil midir hem? Her zaman ürkmüşümdür kandan. Geçen haftalarda sağlık merkezinde bir tüp kanımı aldıklarında bile (her ne hikmetse) üzülmüştüm.

Neyse, kandan felan bahsetmeyeceğim artık sevinebilirsiniz :)

Ramazan dolu dizgin devam ediyor efendim. Her gün buraya ılık sütümüzü bırakan İpek Abla sayesinde boyumuz da uzuyor elhamdülillah. Bu Ramazan ayı diğerlerinden bambaşka geçiyor. Ailemle birlikte, televizyon ekranından şehir isimleri yavaş yavaş kayarken sıcak bir pideye iştahla göz atmayı, annemin tadını hiçbir şeye değişmeyeceğim yemeklerini koklamayı, o manevi atmosferi birlikte yaşamayı, iftar tokluğunu üzerimden atmak için babamla birlikte teravihe gitmeyi gerçekten çok isterdim. Uzak diyarda yaşamanın en büyük eksikleri bu galiba. Ramazan ayında pek bir yalnız hissediyorum kendimi. İftar vaktinde sadece televizyonda okunan ezan sesini duyabiliyoruz. Halbuki evimde olsam, kulağımızın dibindeki hoparlörden imam inletirdi tüm siteyi. 5 senedir ailemden ayrı yaşamaya hâlâ tam olarak alışamadığımı bu sene fark ettim. Çok özlemişim Ramazan’ı evde geçirmeyi. Bu açıdan Ramazan’ın yaza doğru kaymasına sevinsem mi üzülsem mi emin değilim…

Sahurlarımız bir garip, iftarlarımız bir garip, biz bir garibiz. Derslerin de bir yandan ağırlığını yavaş yavaş (gerçi Autocad dersi sağolsun gayet hızlı hallediyor) ağırlığını hissettirmesi de insanın sinirini bozuyor. Yapacak işler birikiyor. Adam gibi çalışmak gerekiyor artık. Fazladan yatarak geçirdiğimiz her bir dakika aleyhimize yazılıyor artık. Üniversite okumanın en zor yanı bu olsa gerek. Bir anda beş altıya bölünüyorsunuz. Aklınız bir bilgisayar dersinde, bir matematikte, bir tarihte…

Bugün bir arkadaşımla birlikte Kızılay taraflarında geziyorduk. Bir PetShop (neden İngilizce bilmiyorum ama) gördük. Bahçesinde kafeslere konulmuş yavru hayvanları fark edince, benim ısrarım sonucu mağazaya yaklaştık. Minik minik çok tatlı iki tane köpecik vardı. Minicik patileri ile kaşınıyor, masum masum bize bakıyorlardı. Sonra uyuklamakta olan iki tane kedicik de gördük. Hemen yanlarında ise 3-4 tane kar beyazı tavşan birlik olmuşlar, birbirlerine sokuluyorlardı. Bir tanesi bize bakıyordu. Görmeniz gerekirdi, o nasıl bir güzelliktir aman Allah’ım. Kırmızı tatlı gözleriyle öylece bakınıyordu ya.. İçim gitti gerçekten. İlerde evim olursa böyle ne kadar hayvan varsa doldururum gibi geliyor ya, hadi hayırlısı.

Kızılay’dan sonra Kocatepe’ye çıkalım dedik, malum kitap fuarı var. Kitap fuarına katılım fena değildi açıkçası. Yürümekte zorlansak da yine de gezebildik. Bir ara İkbal Gürpınar’ın imza dağıttığını gördüm. Epey bir kalabalık olduğu için sadece uzaktan biraz baktık sonra ayrıldık. İşin açıkçası, kitap fuarının kalabalık olmasına sevindim. Ama diyorum ki içimden “bizim halkımız okumuyor, bugün aldıkları ve imzalattıkları kitaplar evlerinde süs oluyor.” Neden böyle düşünüyorum, bir dayanağı var mı bilmiyorum ama öyle hissettim. Eğer orada gördüğüm ilgi gerçekse ne mutlu bize. Kitap dostları ile bir arada olmak insanı sevindirmez mi hiç…

Burnumun kanamasının hala durmaması beni giderek sinir ediyor. Bu arada koridordan gelen seslere bakılırsa insanlar yavaş yavaş sahura kalkıyorlar. Benim de artık yatma vaktim gelmiş gibi hissettim. Bir şeyler atıştırdım şimdi sahur niyetine. Suyumu da içip yatayım artık. Size bugün çok değişik bir yazı sundum galiba. Ordan buradan karman çorman bir yazı oldu. Siz beni mazur görün, gecenin üç buçuğunda bu kadar oluyo işte :)

Hepinize kucak dolusu sevgiler, Ramazan’ın getirdiği rahmet ve bereket sizinle olsun.

Dua etmeyi unutmayın, hoşçakalın…

 

Ekleme: gördüğünüz gibi resimdeki günü de yalnış yazmışım... saatin azizliği efendim :)


sertalpbilal…


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !